Ofisten Çıkmadan "Global" Olmak Mümkün mü? veya “Algoritmadan Antropometriye”
- Hakan AKIN

- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur

1985 yılından bu yana dış ticaret sektöründeyim; ofset anlaşmaları ile denizaltı ve F16 projelerinde de çalıştım dağ mantarı da ihraç ettim. Başladığımda ülkemizin dış ticaret hacmi 10 milyar ABD$’dı şimdi 600 milyar, müşterileri – fuarlar dışında - ya ihracatçı birliklerinin haftalık gönderilen sirkülerinin arka sayfalarındaki “yurt dışından gelen talepler” sayfasından ya da Kompass’ın İGEME kütüphanesinin bir duvarını kaplayan siyah renkli büyük kataloglarından bulurduk. Teleks ile haberleşir her metni dosyalardık. Çok iyi fotokopi çekerim :). O zamandan bu yana çok şey değişti. En büyük değişikliklerden ve gelişmelerden biri bence bilgi ve veriye ulaşım konusunda oldu. Bugün işletmeler çok rahatlıkla kendi ürünlerinin tüm dünyadaki alım-satım işlemleri ile ilgili verilere yıllık 1000 ABD$'dan az bedeller ödeyerek sahip olabiliyorlar.
Bu yazımda günümüz dış ticaretinde veriye kolay ulaşımın özelikle pazarlama satış süreçlerini nasıl etkilediği konusunda düşüncelerimi paylaşmak ve bu çerçevede geleceğin dış ticaretçisinde bulunması gereken özellikler hakkında bilgiler vermek istiyorum.
1. Algoritmanın Sınırı: "Ne" Verisi ile "Neden" Gerçeği Arasındaki Uçurum
Bugün ImportYeti veya Panjiva gibi platformlar bize rakipsiz bir veri şeffaflığı sunuyor: Alıcı kim? Ne kadar mal çekmiş? Kaç para ödemiş? Hangi limanı kullanmış? Bu, algoritmanın zaferi. Ancak bu veri setinde eksik olan bir şey var: İnsani Motivasyon.
P&G, bir dönem gelişmekte olan pazarlarda sadece "veri" odaklı hareket ederek yeni temizlik ürünleri sundu. Kağıt üzerinde (algoritmik olarak) pazar boştu ve talep vardı. Ancak satışlar beklentinin çok altında kaldı. Ne zaman ki ekipler sahaya indi ve yerel halkın banyo yapma, temizlik yapma alışkanlıklarını (antropometrik ve kültürel gözlem) yerinde inceledi, ürünün ambalajından kokusuna kadar her şeyin "kültürel ergonomiye" aykırı olduğunu anladılar. Sahadaki o "dokunuş", algoritmanın söyleyemediği "neden" sorusunu yanıtladı. P&G neden satamamıştı? İşte algoritmanın işletmeye cevabını veremediği soru bu. Teknik olarak bu sorunun cevabı işletmenin ana satış sebebi.
2. Dış Ticarette Antropometri: İnsani Ölçünün Ticari Gücü
Antropometri sadece bir bilim dalı olarak değil, dış ticaretin "İnsani Anatomisi" olarak yeniden tanımlanıyor. Bu, verinin fiziksel gerçeklikle test edilmesi...
Güvenin Fiziği ve Mikro-İfadeler: 1996’dan bu yana verdiğim eğitimlerde hep vurguladığım gibi; güven, e-posta trafiğinde değil, insani ilişkiler ekseninde inşa edilir. MIT (Massachusetts Institute of Technology) tarafından yapılan bir araştırma, yüz yüze yapılan müzakerelerin, dijital iletişime oranla %30 daha fazla olumlu sonuçlandığını kanıtlıyor. Çünkü insan beyni, algoritmanın kodlayamadığı o mikroskobik güven sinyallerini (göz teması, duruş, ses tonu) sadece fiziksel temas anında (antropometrik alanda) işleyebiliyor.
Kültürel Ergonomi ve Ürün Uyumu: Bir ürünü ihraç etmek, onu sadece bir konteynere koymak değildir. O ürünün, hedef pazardaki insanın eline, mutfağına, yaşam biçimine "oturması" gerekir. Örneğin, IKEA Çin pazarına girdiğinde, sadece İsveç tipi büyük mobilyalar satsaydı başarısız olurdu. Sahaya inip Çinli tüketicilerin küçük ev yaşamlarını, eşyaları kullanım biçimlerini (antropometrik analiz) incelediler ve ürünlerini bu fiziksel gerçekliğe göre yeniden boyutlandırdılar.
3.Geleceğin İhracatçısı
Veriye sahip olmayı, pazara sahip olmak sanıyoruz. Geleceğin başarılı ihracatçısı, hibrit bir modelle çalışmalıdır. Stratejisini kurarken yapay zekâyı, Perplexity'yi, Clay’i sonuna kadar kullanmalı; ancak satışı bitirmek için o konfor alanından çıkıp sahaya inmelidir.
Unutmayın, Ekrandan el sıkışamazsınız, karşı tarafın gözündeki o tereddüdü zoom üzerinden her zaman yakalayamazsınız. Bir fabrikanın kokusunu almadan, üretim hattındaki disiplini görmeden o partnerliğin sağlamlığını tartmak zordur.
Algoritmalar rakamlarla, tonajlarla ve gümrük kodlarıyla ilgilenir ve aslında sizi hedefe yaklaştıran birer kaldıraçtır. Bu nedenle onları reddetmek zaman dışı kalmaktır. Ancak onlara tapınmak ve sahadan kopmak, "ihracat yapıyorum" zannederken sadece "bilgisayar oyunu oynamak" gibidir. Antropometri ise ticaretin "insan boyutu"dur. Bir alıcının el sıkışındaki sıkılık, müzakere masasındaki beden dili, fabrikadaki işçinin duruşu veya ürünün bir insanın eline ne kadar "oturduğu" gibi verinin ölçemediği insani değerleri simgeler. Gerçek dış ticaret; algoritmanın getirdiği veriyi, sahadaki antropometrik gözlemle birleştirip, masada el sıkışarak bitirilir. Sahaya inip terlemeyen ekip, ürünün raftaki yerini, rakibin paketlemesini, yerel halkın ürüne dokunuşunu göremiyor. Sonuç? "Dış ticaret yapıyoruz" zanneden ama aslında sadece "e-posta trafiği yöneten" bir departman.
Nasıl ki bir koltuk insan vücuduna uygun (antropometrik) tasarlanmak zorundaysa, bir ihracat stratejisi de hedef pazarın insan yapısına, kültürüne ve alışkanlıklarına uygun olmak zorundadır. Algoritma size "Şu kadar bal satabilirsin" der; ama antropometrik bakış açısı (saha gözlemi), o balın kavanozunun o ülkedeki bir insanın eline nasıl değdiğini ve mutfağında nasıl bir yer kapladığını anlamanızı sağlar.
Birçok teknoloji şirketi, kazanç hırsıyla firmalarımızı yanlış yönlendiriyor. "Üye olun, gerisini yazılıma bırakın" söylemi, ihracat personeli için tatlı bir zehirdir. Bu durum, personeli klimanın altındaki ofis masasına hapsederken, firmayı da "cevap gelmeyen e-postalar trafiğine" mahkûm ediyor.
Oysa dış ticaret, ayakkabısı tozlananların kazandığı bir yarıştır. Ofiste sadece "dijital bir operatör" olan kişi, sahada "gerçek bir ihracatçıya" dönüşemez. Sahaya inmeyen ekip, rakibin raftaki ambalajını, yerel halkın ürünü kullanım alışkanlıklarını ve yerel gümrükçünün o gizli bakışını asla öğrenemez.
Unutmayın; ekran başında bekleyenler listeleri, sahaya inenler ise pazarları yönetir.




Yorumlar