top of page

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve İhracata Etkileri

5 gün önce
8 dakikada okunur


Avrupa Birliği’nin iklim politikaları artık yalnızca AB sınırları içerisinde üretim yapan şirketleri değil, AB’ye ihracat yapan üçüncü ülke firmalarını da doğrudan ilgilendiriyor. Bunun en önemli araçlarından biri Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması – SKDM (Carbon Border Adjustment Mechanism – CBAM). SKDM’nin temel amacı, karbon yoğun ürünlerin AB pazarına girerken üretimleri sırasında ortaya çıkan sera gazı emisyonlarının maliyetinin dikkate alınmasını sağlamak ve AB içindeki üreticiler ile üçüncü ülkelerdeki üreticiler arasında karbon maliyeti bakımından daha dengeli bir rekabet ortamı oluşturmaktır. Avrupa Komisyonu SKDM’yi, AB Emisyon Ticaret Sistemi’nin (EU ETS) tamamlayıcısı olarak tanımlamaktadır. Mekanizmanın temel gerekçelerinden biri de karbon kaçağını (carbon leakage) önlemektir.


Burada Türk ihracatçıları açısından kritik nokta şudur:

SKDM artık gelecekte uygulanacak bir düzenleme değildir. 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulama dönemi başlamıştır.Dolayısıyla 2026 yılı, Türk ihracatçılarının “hazırlanması gereken dönem” olmaktan çıkıp, AB müşterilerinin artık fiilen karbon verisi talep ettiği ve ithalatçıların SKDM yükümlülüklerini yerine getirmeye başladığı dönem haline gelmiştir.


1. SKDM hangi ürünleri kapsıyor?


SKDM şu anda altı ana ürün grubuna uygulanmaktadır:

  • Çimento

  • Demir ve çelik

  • Alüminyum

  • Gübre

  • Elektrik

  • Hidrojen

Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır: “Çimento” veya “demir-çelik” sektöründe faaliyet gösteren her ürün otomatik olarak SKDM kapsamına girmez.

Kapsam, AB Kombine Nomenklatür (CN) kodları üzerinden ürün bazında belirlenmektedir. Dolayısıyla Türk ihracatçısının kendi ürününün Türkiye’deki GTİP kodunu ve bunun AB'deki karşılığı olan CN kodunu kontrol etmesi gerekir.

Örneğin mevcut düzenlemede çimento kapsamında;

  • 2523 10 00 – Çimento klinkerleri,

  • 2523 21 00 – Beyaz Portland çimentosu,

  • 2523 29 00 – Diğer Portland çimentoları,

  • 2523 30 00 – Alüminli çimento,

  • 2523 90 00 – Diğer hidrolik çimentolar

gibi kodlar bulunmaktadır.

Demir ve çelik tarafında ise 72. fasıl önemli bir yer tutmakta; ayrıca belirli demir-çelik ürünleri 73. fasıl kapsamında da SKDM'ye girebilmektedir. Gübre tarafında 2808, 2814, 2834, 3102 ve belirli 3105 kodları; elektrik için 2716 00 00; hidrojen için ise 2804 10 00 gibi kodlar düzenlemede yer almaktadır.


Bu nedenle bir ihracatçı için ilk soru:

“Sektörüm SKDM kapsamında mı?” değil, “İhraç ettiğim ürünün CN/GTİP kodu SKDM kapsamında mı?” olmalıdır.

2. 2026 yılında sistem nasıl işliyor?


SKDM'nin 2026 öncesindeki dönemi ile bugünkü dönemini birbirinden ayırmak gerekiyor.


2023–2025: Geçiş dönemi


1 Ekim 2023 ile 31 Aralık 2025 arasındaki geçiş döneminde ithalatçılar esas olarak SKDM kapsamındaki ürünlerin içerdiği emisyonları raporluyordu.

Bu dönemde henüz SKDM sertifikalarının satın alınarak teslim edilmesi şeklindeki mali yükümlülük başlamamıştı.


1 Ocak 2026: Kesin uygulama dönemi


1 Ocak 2026 itibarıyla SKDM kesin uygulama dönemine girdi. AB gümrük sistemleri de SKDM yetkilendirmelerini ve 50 tonluk eşik uygulamasını ithalat işlemleri sırasında kontrol etmeye başladı. Dolayısıyla 2026 yılında AB'ye SKDM kapsamındaki ürünleri ihraç eden Türk firmalarının ihracatları artık AB ithalatçısının SKDM yükümlülüklerinin bir parçası haline gelmektedir.

Ancak önemli bir zamanlama ayrıntısı var: 2026 yılında yapılan ithalatların karbon emisyonlarına ilişkin ilk yıllık SKDM beyannamesi ve sertifika teslimi 2027 yılında yapılacaktır.

Mevcut düzenlemeye göre 2026 yılı emisyonlarını kapsayan ilk SKDM beyannamesi 30 Eylül 2027'ye kadar verilecek ve ilgili sertifikalar teslim edilecektir.Bu nedenle “2026'da sertifika ödemesi yok” şeklinde düşünmek yanıltıcıdır. Daha doğru ifade şudur: 2026 emisyonları için mali yükümlülüğün hesaplanması 2026 yılında oluşmakta, yıllık beyan ve sertifika teslimi ise 2027 yılında gerçekleşmektedir.


3. 50 ton eşiği ne anlama geliyor?


2026 itibarıyla SKDM sisteminin önemli değişikliklerinden biri tek bir kütle bazlı eşik uygulanmasıdır.


Mevcut düzenlemeye göre eşik 50 ton net kütle olarak belirlenmiştir. İthalatçı ilgili takvim yılı içerisinde bu eşiği aşarsa SKDM yükümlülükleri devreye girer ve ilgili kapsam dahilindeki ithalatlar için yükümlülükler uygulanır. Bu nedenle özellikle küçük ve orta ölçekli AB ithalatçıları bakımından 50 tonluk eşik önemlidir. Türk ihracatçı açısından ise bunun pratik anlamı şudur: Müşterinizin sizin ürününüzü düşük miktarda ithal ediyor olması, SKDM'nin sizin açınızdan tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmez. Örneğin Türkiye'den düzenli olarak çelik bağlantı elemanları alan bir Alman distribütörünün yıllık toplam SKDM kapsamındaki ithalatı 50 tonu aşarsa, söz konusu ithalatçı açısından SKDM yükümlülükleri gündeme gelebilir.


4. Peki Türk ihracatçı SKDM sertifikası mı satın alacak?


Hayır.


Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

SKDM'nin hukuki yükümlüsü normal şartlarda AB'deki ithalatçı veya onun yetkili/indirect customs representative'ı tarafından temsil edilen yetkili SKDM beyan sahibidir. AB ithalatçısı SKDM kapsamındaki ithalatlar için yetkili SKDM beyan sahibi statüsünü almakta ve gerekli sertifikaları satın alarak teslim etmektedir. Dolayısıyla Türkiye'deki üreticinin doğrudan AB'ye gidip SKDM sertifikası satın alması şeklinde bir sistem bulunmamaktadır.


Fakat buradan:

“O halde SKDM Türk ihracatçısını ilgilendirmiyor.”

sonucunu kesinlikle çıkarmamak gerekir.


Tam tersine, sistemin pratikteki en önemli aktörlerinden biri Türk üreticidir.

Çünkü AB ithalatçısının ödeyeceği SKDM maliyetinin hesaplanabilmesi için ürünün üretiminden kaynaklanan gömülü emisyon (embedded emissions) bilgilerinin bilinmesi gerekir.


5. AB müşterisi Türk üreticiden hangi bilgileri isteyecek?


İşte Türk ihracatçısı açısından SKDM'nin en önemli bölümü burasıdır.

AB ithalatçısı kendi SKDM beyannamesini hazırlarken ithal ettiği ürünün içerdiği emisyonları hesaplamak zorundadır.

Bu nedenle Türk üreticisinden;

  • üretim tesisinin bilgileri,

  • üretim prosesi,

  • üretim miktarı,

  • ürün miktarı,

  • kullanılan hammaddeler,

  • enerji tüketimi,

  • yakıt tüketimi,

  • elektrik tüketimi,

  • üretimden kaynaklanan doğrudan emisyonlar,

  • bazı sektörlerde ilgili dolaylı emisyonlar,

  • üretim yöntemine ilişkin bilgiler,

  • emisyon hesaplama yöntemi,

  • gerektiğinde doğrulanmış emisyon verileri

gibi bilgiler talep edilebilir.


Avrupa Komisyonu Ağustos 2026'da üçüncü ülke üreticileri için güncellenmiş ve kesin uygulama dönemine yönelik özel rehberler yayımladı. Bunların arasında gömülü emisyonların hesaplanmasına ilişkin genel rehberin yanı sıra çimento, hidrojen, gübre, demir-çelik, alüminyum ve elektrik sektörlerine özel rehberler de bulunuyor. Bu durum ihracatçı şirketler açısından yeni bir gereklilik ortaya çıkarıyor: Artık sadece ürünün fiyatını ve teknik özelliklerini bilmek yeterli olmayabilir; ürünün karbon yoğunluğunu da ölçmek ve belgelemek giderek ihracat kabiliyetinin bir parçası haline geliyor.


6. Gerçek emisyon verisi vermek neden önemli?


AB ithalatçısı belirli durumlarda Komisyon tarafından sağlanan varsayılan değerleri (default values) kullanabilir. Ancak ihracatçı açısından gerçek üretim verilerinin oluşturulması önemli bir rekabet avantajı sağlayabilir. Çünkü gerçek emisyon değerleri ürünün üretim tesisindeki gerçek performansını ortaya koyabilir. Eğer bir Türk üreticisi aynı ürünü Avrupa'daki rakiplerine göre daha düşük karbon yoğunluğu ile üretiyorsa, bunu ölçülmüş ve doğrulanabilir verilerle ortaya koyabilmesi ticari açıdan önem kazanabilir. Avrupa Komisyonu 2026 yılında kesin uygulama dönemi için güncellenmiş varsayılan değerler yayımlamış ve gerçek emisyon verilerinin kullanılabilmesi için üretici tarafından doğrulanmış emisyon bilgilerinin sağlanmasına ilişkin rehberler yayımlamıştır. Burada özellikle veri kalitesi önem kazanmaktadır.


Bir ihracatçı;

“Bizim üretimimiz çevreci.”

demek yerine,

“Bu ürünün bir tonunun üretiminden kaynaklanan gömülü emisyon miktarı X tCO₂e/tondur ve bu değer belirlenen metodolojiye göre hesaplanmış ve doğrulanmıştır.”

diyebilecek noktaya gelmelidir.


7. SKDM maliyeti nasıl oluşuyor?


SKDM'nin ekonomik mantığı oldukça basittir.


Bir ürünün üretimi sırasında belirli miktarda karbon emisyonu ortaya çıkmaktadır. AB ithalatçısı bu emisyonları SKDM sistemi kapsamında beyan eder ve buna karşılık gelen miktarda SKDM sertifikası teslim eder. Sertifikanın fiyatı AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) karbon fiyatı ile bağlantılıdır. 2026 yılı için sertifika fiyatı çeyreklik ortalama EU ETS ihale kapanış fiyatlarına göre hesaplanmaktadır. 2027 yılından itibaren ise haftalık ortalama fiyat esas alınacaktır.

Dolayısıyla Türk ihracatçısının açısından basitleştirilmiş olarak şu ilişki kurulabilir:

Ürünün gömülü karbon emisyonu × SKDM karbon fiyatı = potansiyel karbon maliyeti

Ancak gerçek hesaplama bundan daha karmaşıktır. Ürünün üretim yöntemi, ilgili emisyonların kapsamı, ücretsiz tahsisat düzenlemesinin etkisi ve üretim ülkesinde ödenmiş kabul edilen uygun bir karbon fiyatı gibi unsurlar da dikkate alınmaktadır. Özellikle üretim ülkesinde karbon fiyatının ödenmiş olması halinde, belirli koşullar altında bu karbon fiyatının SKDM yükümlülüğünden mahsup edilmesi mümkün olabilmektedir.


8. Türkiye'deki üretici açısından bunun ticari sonucu nedir?


SKDM'nin Türk ihracatçısı açısından en önemli etkisi yalnızca bir “çevre mevzuatı” meselesi olması değildir.


Bu düzenleme doğrudan ihracat fiyatını ve rekabetçiliği etkileyebilir.

Örneğin aynı ürünü Türkiye'den ve başka bir ülkeden satın alan bir AB ithalatçısını düşünelim.

Türk üreticinin ürünü:

  • daha yüksek karbon yoğunluğuna,

  • daha yüksek gömülü emisyona,

  • daha yüksek SKDM maliyetine

sahipse, ürünün fabrika çıkış fiyatı aynı olsa bile AB müşterisinin toplam maliyeti daha yüksek olabilir.


Bu nedenle önümüzdeki dönemde AB ithalatçısının satın alma kararında yalnızca:

“Ürünün fiyatı kaç Euro?”

sorusu değil,

“Ürünün karbon maliyeti nedir?”

sorusu da önem kazanacaktır.

Bu durum özellikle demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre gibi karbon yoğun üretim süreçlerine sahip sektörlerde daha belirgin olacaktır.


9. Türk ihracatçısı açısından SKDM bir tehdit mi, fırsat mı?


Aslında ikisi birden.


Yüksek karbon yoğunluğu ile üretim yapan şirketler açısından SKDM önemli bir maliyet ve rekabet riski yaratmaktadır.


Ancak üretim süreçlerini daha düşük karbon yoğunluğuna taşıyan şirketler açısından bunun tersine bir fırsat ortaya çıkabilir.

Örneğin bir Türk çelik üreticisinin;

  • daha düşük emisyonlu üretim teknolojisi kullanması,

  • yenilenebilir elektrik kullanması,

  • enerji verimliliğini artırması,

  • üretim proseslerini optimize etmesi,

  • emisyonlarını düzenli olarak ölçmesi,

  • bağımsız doğrulamaya hazır veri altyapısı kurması

AB müşterisi açısından ticari bir avantaj haline gelebilir.

Başka bir ifadeyle karbon performansı gelecekte ürünün teknik özelliklerinden biri kadar önemli bir satış argümanına dönüşebilir. Bu nedenle ihracat departmanları ile sürdürülebilirlik/çevre/enerji birimlerinin birbirinden bağımsız çalışması giderek zorlaşacaktır.


10. Cezalar var mı?


Evet.


Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır:

SKDM kapsamında AB'nin hukuki yaptırımı esas olarak AB'deki yetkili SKDM beyan sahibine yöneliktir. Yetkili beyan sahibi, gerekli sayıdaki SKDM sertifikasını süresi içinde teslim etmezse ceza ile karşılaşabilir. Mevcut düzenlemeye göre sertifikaların teslim edilmemesi halinde uygulanacak ceza, AB ETS'deki fazla emisyon cezasına bağlanmış durumdadır ve teslim edilmeyen her bir sertifika için uygulanmaktadır. Ayrıca cezanın ödenmesi, eksik sertifikaların teslim edilmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Daha da önemlisi, yetkili SKDM beyan sahibi olmayan bir kişinin SKDM yükümlülüklerine aykırı şekilde ithalat gerçekleştirmesi gibi durumlarda daha ağır yaptırım mekanizmaları uygulanabilmektedir. Dolayısıyla Türk ihracatçı için “Benim üzerime doğrudan AB SKDM cezası gelecek” şeklinde düşünmek doğru değildir.

Ancak bunun ticari sonucu çok ciddi olabilir. AB ithalatçısı gerekli karbon verisini Türk üreticisinden alamazsa, gerçek emisyon verisi kullanılamazsa veya yüksek varsayılan değerler nedeniyle karbon maliyeti yükselirse, ithalatçı bu maliyeti fiyat görüşmelerine yansıtabilir.

Dolayısıyla Türk firması hukuken cezanın doğrudan muhatabı olmasa bile ticari olarak SKDM maliyetinin sonuçlarını üstlenmek zorunda kalabilir.


11. Türk ihracatçısı 2026 yılında ne yapmalı?


SKDM kapsamındaki bir ürünün ihracatçısı için 2026 yılında yapılması gerekenleri beş aşamada düşünmek mümkündür.

Birinci aşama: Ürünün kapsamını kesinleştirmek

Öncelikle ihraç edilen ürünün Türkiye GTİP kodu belirlenmeli ve AB CN kodu üzerinden SKDM kapsamı kontrol edilmelidir.

“Çelik sektöründeyiz” veya “alüminyum üretiyoruz” şeklindeki genel değerlendirmeler yeterli değildir.

Ürün bazında kapsam kontrolü yapılmalıdır.

İkinci aşama: Üretim emisyonlarını hesaplamak

Ürünün üretiminde ortaya çıkan doğrudan ve ilgili diğer emisyonlar belirlenmeli, SKDM metodolojisine uygun veri altyapısı oluşturulmalıdır.

Burada yalnızca yıllık toplam fabrika emisyonunu bilmek yeterli olmayabilir.

Ürüne ve üretim prosesine ilişkin emisyon yoğunluğunun hesaplanabilmesi gerekir.

Üçüncü aşama: AB müşterisiyle veri akışını oluşturmak

AB'deki ithalatçı ile şu konu netleştirilmelidir:

“SKDM beyannamesini hazırlayabilmeniz için benden hangi verileri, hangi formatta ve hangi sıklıkta istiyorsunuz?”

Bu soru artık ihracat satış sürecinin bir parçasıdır.

Dördüncü aşama: Verilerin doğrulanabilir hale getirilmesi

Gerçek emisyon değerlerinin kullanılacağı durumlarda doğrulama gereklilikleri önem kazanmaktadır.

Avrupa Komisyonu 2026 yılı içerisinde SKDM doğrulama ve akreditasyonuna ilişkin yeni rehberleri de yayımlamıştır. İlk doğrulama raporlarının 2027 yılında hazırlanması ve 2026 yılı emisyonlarına ilişkin beyannamenin 2027 Eylül ayında tamamlanması öngörülmektedir.

Beşinci aşama: Karbon maliyetini ihracat fiyatlamasına dahil etmek

İhracatçı artık sadece;

Üretim maliyeti + lojistik + gümrük + finansman + kâr = satış fiyatı

mantığıyla düşünmemelidir.

SKDM kapsamındaki ürünlerde AB müşterisinin karşı karşıya kalacağı karbon maliyetinin de satış fiyatı ve rekabet analizinde dikkate alınması gerekecektir.


12. SKDM'nin Türk ihracatçısı için asıl mesajı


SKDM'yi yalnızca “AB'nin getirdiği yeni bir çevre vergisi” olarak görmek eksik olur.

Aslında SKDM, ihracatçının üretim biçimini, maliyet yapısını, veri yönetimini ve satış stratejisini birlikte değiştiren yeni bir ticaret mekanizmasıdır.

2023–2025 döneminde şirketler esas olarak sisteme alışmaya ve emisyon verisi raporlamaya çalışıyordu.


2026 itibarıyla ise artık kesin uygulama dönemi başlamış durumda.

Bu nedenle Türk ihracatçısı açısından soru artık:

“SKDM ne zaman başlayacak?”

değildir.

Doğru soru:

“SKDM kapsamındaki ürünlerimizi AB pazarında rekabetçi tutabilmek için karbon emisyonlarımızı ne kadar doğru ölçüyor, müşterimize ne kadar kaliteli veri sağlayabiliyor ve ortaya çıkacak karbon maliyetini ihracat fiyatımıza nasıl yansıtıyoruz?”

olmalıdır.


Özellikle AB ile yoğun ticaret yapan Türk sanayisi için önümüzdeki yıllarda karbon verisi, ürün kalitesi, fiyat, teslim süresi ve sertifikasyon kadar önemli bir ihracat parametresi haline gelebilir.

Bu nedenle 2026 yılı Türk ihracatçıları açısından bir “hazırlık yılı” değil, SKDM'nin ticari hayata girdiği ilk gerçek uygulama yılıdır.


Ve bugün yapılacak en doğru çalışma, ihracat yapılan her ürün için şu zinciri kurmaktır:

GTİP/CN kodu → SKDM kapsamı → üretim prosesi → gömülü emisyon → doğrulama → AB ithalatçısının yükümlülüğü → karbon maliyeti → ihracat fiyatı → rekabetçilik.

Bu zincirin herhangi bir halkası eksik kaldığında, şirketin AB pazarındaki rekabet gücü bundan etkilenebilir.


Sonuç

SKDM, Türk ihracatçısı için yalnızca çevre ve sürdürülebilirlik departmanının konusu değildir. İhracat, üretim, finans, maliyet muhasebesi, enerji yönetimi ve satış departmanlarının ortak çalışma alanıdır. Özellikle 2026 yılında AB'ye SKDM kapsamındaki ürünleri ihraç eden firmaların beklemek yerine ürün bazında emisyon veri sistemlerini kurmaları, AB müşterileriyle veri paylaşım süreçlerini netleştirmeleri ve karbon maliyetini ihracat fiyatlandırma modellerine dahil etmeleri büyük önem taşımaktadır. Avrupa Komisyonu da 2026 yılında üçüncü ülke üreticilerine yönelik sektör bazlı uygulama rehberlerini güncellemiş durumdadır. Bu nedenle SKDM artık gelecekteki bir düzenleme değil, bugünün ihracat gerçeğidir.

 
 
 

Yorumlar


©2019 by Hakan AKIN

bottom of page